|
|||||||
| Köşe Yazıları Fenerbahçe Konusunda Yazılmış Köşe Yazıları |
![]() |
|
|
Paylaş | Seçenekler | Arama |
|
|
#1 |
|
[I]
Üyelik tarihi: Jul 2008 Futbolcu: 5- Emre Belözoğlu Yaş: 29 Mesajlar: 3,096
![]() |
Altıncı şampiyon çok yakın
21 Ekim 2010 Milenyumun ilk 10 yılında Trabzonspor 12, Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe 10 teknik adam değişikliği yaptılar. On birinci hocasını seçme arifesindeki Galatasaray’a son bir buçuk sezonda 17 oyuncu gelmiş, 19’unun da kulüple ilişiği kesilmiş. Aynı dönemde Beşiktaş’ın 35, Fenerbahçe’nin de 29 oyuncu hareketiyle sarı-kırmızılardan aşağı kalır bir yanları yok. Dört büyüklerde bu denli anlayış, teknik adam ve kadro istikrarsızlığı varken Anadolu’dan yeni bir şampiyon çıkmaması zaten ayıptı, günahtı. Bir Anadolu takımının son 10 yılda şampiyonluk için mucizeler üretmesine gerek yoktu, yalnızca hoca ve kadro istikrarını sağlayıp işin içine biraz da yetenek-zekâ tuzu ekleseler birinci olmaları işten değildi. Bursa’nın sırrı Oldular da... Beklenen beşinci şampiyon müjdesi, 5 ay önce Bursa’dan geldi. Ertuğrul Hoca’ya “Bursa’nın sırrı nedir?” sualini yönelten oldu mu bilmiyorum, ama sorulsaydı eminim alacağınız cevap çok gizli formüller içermiyordu: İstikrar, adalet ve akıl... Yani aslında herkesin sahip olması gerektiğini bildiği ama bir türlü beceremediği temel ve basit meseleler... Mesela geçen sezon Zapotocny’nin cezalı olduğu bir maçta formayı alan İbrahim’in iyi performans gösterip yerini bir daha Çek yıldıza kaptırmaması... Aynı kaderi bu yıl Stepanov’un da yaşaması... Veya Volkan Şen kadroda olmadığında Ertuğrul Hoca’nın ilk 11’e devşirme Turgay’ı değil, o pozisyonun yedeği İsmail Haktan’ı koyması... Böylece kulübedeki herkese sırası geldiğinde oynayacağı mesajını vermesi... Yedeğin yaşı ne olursa olsun... Müsabaka ne kadar kritik olursa olsun... Bursa’nın şampiyonluğu Anadolu’da geç de olsa bazı ezberleri bozdu, artık ligdeki 4 büyük/14 küçük ayracı son derece inceldi. Zaten ikiye katlanan yayın, sponsor ve bahis gelirleri Süper Lig’in sıradan bir takımına bile 35-40 milyon euroluk kadro yapma imkânı tanıdı. Aşağı yukarı aynı bütçelerle Twente ve Braga’nın Hollanda’da/Portekiz’de yaptıkları ortada. Üstüne bir de Türk futbol tarihinin belki de en umut vaat eden hoca jenerasyonu eklendi: Ertuğrul Sağlam, Bülent Uygun, Tolunay Kafkas, Mehmet Özdilek, Ümit Özat... Yani aslında futbolculuğunda da kazanmış, Avrupa’da turlar geçmiş, milli takımla büyük turnuvalara gitmiş bir nesil... Bir önceki jenerasyon (Aybaba, Çalımbay, Doğan) gibi şerefli mağlubiyetlerle boynu bükük olan, yüz ifadeleri müsabakalara 1-0 mağlup başlayan nesil değil; kazanan, başı dik olan bir nesil... Hocalar kazanmayı hedefliyor, hiç kimse önüne küçük hedefler koymuyor. Bu hafta izledik, Anadolulular İstanbul’a 1 puan hedefiyle gelmiyor: Ankaragücü Ali Sami Yen’e çift santrfor + iki ofansif kanat oyuncusuyla çıktı. Manisa İnönü’de 3 forvet + on numara Murat’la oynadı. Evet, İstanbul’un büyükleri çok kötü yönetiliyorlar, bu yüzden de beşinci şampiyonun çıkması kaçınılmazdı. Sivas denedi olmadı, Bursa direndi ve başardı. Ama belli ki Bursa’nın zaferi, Süper Lig’den altıncı bir şampiyonun çıkışını da tetikleyecek: Sadece büyükler kötü olduğu için değil, diğerleri de artık daha iyi yönetildiği, önlerine daha büyük hedefler koydukları için... Altıncı şampiyon geliyor. İstanbul’un büyüklerinin zengin fanatik yöneticilerinin başarısız hamleleri her geçen sene daha fazla gün ışığına çıkıyor. Ve bu durum bizi, Türk futbolunun geleceği açısından çok daha fazla umutlandırıyor... Bu Fenerbahçe'yi çok sevdim Mâlum son 6 sezon, Fenerbahçe’de “Alex dönemi” ydi. Çeyrek asır sonra sarı-lacivertlilerin tarihini yazan kitaplar, bu seneleri Kocaman’ın/Zico’nun/Daum’un yılları olarak değil Alex’in yılları olarak tanımlayacaklar. Alex’in başarısı Fenerbahçe’yi transferde onun arkadaşlarına yöneltti, 2004’ten beri de sarı-lacivertliler sahaya hep ortalama 3-4 Brezilyalı’yla çıktı. Yıllar sonra Konya’da Fenerbahçe 11’inde hiçbir Brezilyalı’nın olmaması tabii ki tarihi bir dönemeçtir. Belki de Alex başlıklı dönemin yavaş yavaş sonlandığının da göstergesidir, bunu kabul ediyorum. Ama Konya’daki Fenerbahçe 11’inin en dikkat çekici özelliğinin Brezilyalısızlık olduğunu düşünenlerden değilim. Konya 11’inin bence dikkat çekici tarafı, ön liberosuzluktu. Fenerbahçe 11’inde Aurelio, Deniz, Selçuk, Josico, Maldonado, Cristian benzeri, tek işi üçüncü stoper vazifesi yapmak olan bir futbolcu, çok uzun yıllar sonra yoktu. Konya’daki santral görevlileri Emre ve Mehmet Topuz’u asla ön libero tanımı içine sıkıştıramayız; her ikisi de “orta saha oyuncusu” tabirinin sözlük karşılığı oyunculardır. Ben insanları pasaportlarına göre sınıflandırma tarafında değilim, Fenerbahçe’de bir sonraki maçta sahada 2 Brezilyalı olabilir, hatta seneye 5 de olabilir, bunun üstünde çok fazla durmam. Türk futboluna büyük katkılar yapmış Taffarel, Bobo, Ronaldo, Carlos gibi adamlara her zaman kapılar açık olacaktır tabii ki... Ama bir konuda taraf olmaktan geri duramayacağım, ön liberosuz Fenerbahçe’yi çok sevdim. Tek işi top kesmek olan oyuncuların sahaya çıkmadığı bir büyük takım, uzun zamandır hayal ettiğim bir şeydi. Kocaman’dan beklentim, orta sahayı iki yönlü merkez oyunculardan kurmak konusunda ısrarcı olması... Futbolun artık iki yönlü oynanmaya mecbur olduğunu öğrencilerine aşılamaya devam etmesi... Dia, Stoch ya da Alex geri dönmüyor diye geri adım atmaması, çareyi Cristian’da değil, asillere vazifelerini yaptırmakta araması... |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
|
|