|
|||||||
| Köşe Yazıları Fenerbahçe Konusunda Yazılmış Köşe Yazıları |
![]() |
|
|
Paylaş | Seçenekler | Arama |
|
|
#1 |
|
Tostão
Üyelik tarihi: Aug 2008 Futbolcu: 10- Alex De Souza (C) Yaş: 19 Mesajlar: 637
![]() |
Futbol sadece futbol olmadığı gibi Fenerbahçe de sadece bir spor kulübü değildir. Fenerbahçelilik, bir ideal tipleme. Türk halkının siyasal kültürünü, devlete bakışını ve medeniyet düzeyini anlamada mükemmel bir ölçüttür.
Futbol sadece futbol olmadığı gibi Fenerbahçe de sadece spor kulübü değil. Fenerbahçelilik, bir ideal tipleme. Türk halkının tipik tutum ve davranışını, siyasal kültürünü, kimliğini, devlete bakışını ve medeniyet düzeyini anlamada mükemmel bir ölçüt. ‘Aziz Başkan’ şampiyonluğu kaybetmelerinde kendileri dışında herkesi sorumlu ilan etti. Bu tutumuyla başkanı, Türkiye’nin aya gidememesini iç ve dış düşmanlara bağlayan egemen siyasal elitlere benzettim. Erke Dönergeci’ni icat eden mühendislerin tasarladığı Türk Uzay Mekiği, bütün beyaz Türklerin şeref locasında hazır bulunduğu bir törende, tam aya fırlayacakken bir grup Recep İvedik ile Dilber Hala mekiğin arkasına asılarak aya gitmesine engel oluyor. Recep İvedik ile Dilber halayı dolduruşa getirenler ise hain iç ve düşman fırkaları! Memleketin geri kalmışlığında egemen elitlerin sorumluluğu kesinlikle yoktur; asıl sorumlu aklına sürekli karpuz kabuğu düşüren, kulağına hemencecik su kaçıran kara, kıllı, kaba, cahil ve kondom kullanmasını dahi bilmeyen halktır. Öyle ki, devlet büyüklerimiz medenileşsinler diye Bayburt’a senfoni orkestrası göndermişti de bunlar, “Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi” diyerek densizlik etmişlerdi! Futbolda elitizm Rüştü Reçber’in jübile yaptıktan sonra şişmanlayıp Recep İvedik’e benzeyeceği şimdiden belli. Nitekim Aziz Başkan, “Fenerbahçe’nin yenilgisi Rüştü’nün Brütüslüğü yüzündendir” diyerek bunu öngördü. Ben olsam buna, 1995-96 şampiyonluk maçında bozguna uğrayan Trabzonspor’un hainliğini de eklerdim. Hatta, Trabzonspor’un üstüne takım elbise yakışmayan köylü kılıklı teknik direktörü Şenol Güneş’i de... Spor medyasının köşe tutucuları teknik direktör Şenol Güneş yüzünden Milli Takım’ın dünya üçüncülüğüne sevinememişlerdi. Yine de bunlar, Fatih Terim’den çektiğini hiç kimseden çekmemişlerdi. Çünkü Fatih Terim, ötekileştiremedikleri İstanbul takımlarının birinin, bir tekfurluğun başına geçmiş, çakma Polat Alemdar karizmasıyla halkı da arkasına alarak büyük küçük demeden önüne geleni paylamıştı. Galatasaray taraftarı olan medya gediklileri, bu sefer Terim yüzünden, Galatasaray’ın Avrupa başarılarına ağız tadıyla sevinememişti. Spor medyası yazar ve yorumcularının halka, halktan çıkan kişilere olan antipatisi, aydınların elitist oligarşinin bir parçası olmasıyla ilişkili. Bu oligarşik blokun hegemonyası, giderek heterojenleştiğini söylemek mümkün olsa da, sürüyor. Oligarşik tarihi blok, ne Türk solcularının sandığı gibi burjuva-emekçi karşıtlığına ne de aristokrat bir geleneğe dayanıyor. Özerk burjuva, serbest piyasa ve kapitalizmin tam anlamıyla gelişmediği Türkiye’de siyasal kültürü belirleyen parametreler maalesef “bürokratik elitizm” ile “köylülük”tür. Türkiye garip bir ülke; kavramlar evrensel olanı karşılamıyor. Örneğin solcuların, sınıfçı bir hassasiyetle, üç büyük İstanbul takımına karşı olacakları beklenir. Ne var ki yurdum solcuları, Marxizm ile üç büyük futbol takımından birini, aynı kefede, aynı heyecanla savunulabiliyor. Yaptığının elitistlik olduğunu anlayan solcu ise liboş diye mimleniyor. Başkanından taraftarına hemen bütün Fenerbahçeliler kendi takımlarına haksızlık edildiğinde hemfikirken Alex De Suoza tam tersini söylüyor. Fenerbahçe’nin yabancı topçusu Alex, resmi internet sitesinde “Bursaspor’un şampiyonluğu hak ettiğini” yazdı. Çünkü adam, ne Fenerbahçe taraftarı ne de Türk! Bir Türk olarak söylemeliyim ki, haksızlık Türk futbol liginin asli karakteridir. Ama haksızlık, gücü elinde bulunduran, başta Fenerbahçe olmak üzere, büyük İstanbul takımlarından kaynaklanıyor. Yani, gücü yeten yetene düzeninin olağan şüphelisi üç büyük İstanbul takımıdır. Zaten, üç büyük takımın birbirlerine karşı yaptıkları haksızlık isnatları onlar için suçüstü anlamına geliyor. Büyük takım merakı Bursaspor, üç büyük İstanbul takımı kendi aralarında yenişemedikleri için şampiyon olabildi. Futbolun güç elitleri arasında uzlaşmazlık çıkınca, feleğe inat, Bursaspor aradan sıyrılıverdi. İtiraf etmeliyim; İstanbul takımları bir ve bütün değildir; Dahl’ın poliarşi ile betimlediği üzere, kendi aralarında rekabet halindeler. Normalde aralarında uzlaşırlar, ama bunun homurtusu bitmez; dolap dedikoduları gırla gider; arada sırada ise bu seneki gibi hayırlı uzlaşmazlıklar çıkar. Stepik Anadolu’nun kavruk insanları böylelikle sevinme fırsatı bulur. Öte yandan, futbol taraftarlığı konusunda halkın tutumunu da sorgulamak gerekiyor: Gelir adaletsizliğinin, vergilerin, darbelerin, anti demokratikliğin altında ezilen Türk halkı neden Anadolu takımlarından birini tutmak yerine güçlü İstanbul takımlarından birine taraftar olur? Bunun cevabını sosyoloji duayenlerimizden İbrahim Yasa veriyor: Güçlüden yana olmak, güçlünün arkasından gitmek Türk halkının beş temel özelliğinden biridir. Türklerin devlet fetişizmi de bu bundan kaynaklanmalı. Kohlberg’in ahlak kuramına göre, medeni toplumlar “kural toplumları”dır. Güce tapıcılık, güçlünün arkasından gitmek ise henüz bu aşamaya ulaşamamışlığın, ahlaki eksikliğin göstergesidir. Türk halkı ancak gücün korkusuyla kurallara uyar. Polis yoksa sağına soluna bakar ve kirişi kırar! Bu bağlamda, korku toplumundan kural toplumuna geçmek, başta Fenerbahçelilik olmak üzere, üç büyük İstanbul takım taraftarlığını sorgulamaktan geçer. Takım tutma eyleminin başka nedenleri de bulunuyor. İnsanların birçoğu babasının, dayısının takımını tutuyor. Bu psikolojik sorunla ilgili sosyolojik ve siyasal yorumlar yapmak anlamsız. Keza, kamuya mal olmuş üç büyük takımdan birini tutmanın ulusal kimliğin oluşmasında pozitif katkısı vardır. Aile, cemaat ve bölge bağları dışında her kesimden insanı bir araya getiren ortak bir paydada birleşmek toplum ve millet olmanın motivasyonlarından biridir. Bu bağlamda Fenerbahçelilik iyi bir şeydir. Bursaspor’un şampiyonluğu, konjonktürün de destekleyeceğini umarak, güce/güçlüye/devlete tapıcılıkta bir dönüşüm başlatabilir. Ertuğrul Sağlam’ın Bizans’a meydan okuyuşu, Fatih -Terim- gibi Bizans’ın yerine geçmek arayışına değil de, Ertuğrul Gazi’nin Osman Gazi’ye nasihatinde içkin olduğu üzere, “güçle adaleti, başarı ile ahlakı birleştiren” senteze yönelmişse değerli. Sonuçta, Fenerbahçeli olmak değil, Kohlberg’ın ahlak kuramı çerçevesinde, “Ali Şen başkan Fenerbahçe şampiyon” düzenini savunmak ayıp. İshak Torun / Doç. Dr. Niğde Üniversitesi Öğretim Üyesi
__________________
ULTRAStiTo '' Sampdoria Per Sempre!” KARA DERYALARDA BİR FENERSİN; SENİN IŞIĞINLA YÜRÜYORUZ...
|
|
|
|
|
|
#2 |
Üyelik tarihi: Jun 2008 Futbolcu: 77- Gökhan Gönül Yaş: 45 Mesajlar: 13,085
![]() |
Türk halkının Fenerbahçeli olmasının sebebi "güce tapıcılık" değildir. Türk halkı mazlum bir millet olarak futbol sahasında işgalcilere kafa tutan Türkler'in takımına gönül vermiştir. Sarı ve laciverte karşı gönüllerden gelen bu sevgi bağı babadan oğula miras bir Sevda olmuştur. Fenerbahçe'nin gücü ve başarıları bu sevginin sürmesini sağlamıştır.
__________________
sarıkanaryalar.net Fenerbahçeli internet Bir şarkısın sen Ömür boyu sürecek SANA SÖZ IŞIK SÖNMEYECEK FENERBAHÇEM!
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
|
|